Kayıt Oturum aç

Arapça Öğrenmek dili kurtarır

Alperen SUSAN

21
     

Arapça Öğrenmek dili kurtarır

  • İpin ucu

İçinde bulunduğumuz 21.y.y.’ın daha ilk çeyreğinin sonlarında olmamıza rağmen bilindiği üzere teknolojinin bilhassa son on yıldaki ileriye doğru atlayışı, bilginin yayılmasına da iletişim gücünün artmasına da doğru oranda sirayet etti. Zira insanoğlunun sürekli merak etmeye ve onu gidermeye yönelik çalışması içinde olduğu an fark edilmese bile gittiği yollara dönüp bakıldığı zaman tabir-i caizse büyülü bir gelişim gösterdi. Ancak insan topluluğunun bilimsel her türlü gelişme üzerine olumlu olduğu kadar olumsuz etkileri de mevcuttur. Kaos oluşturmaya meyilli olan bizler malum olduğu üzere artan bilgi akışı ile, bilgi kirliliğini; iletişimin kolaylaşması ile, art niyetli şahısları; e-ticaretin kolaylaşması ile, tüketim çılgınlığını, eğlence alanlarının genişlemesi ile, ekran bağımlılığını ve daha onlarca sayfalara dökebileceğimiz olumsuzlukları gelişmelerimiz ile beraber getirdik. Yine de teknolojinin ve özellikle internet kullanımının nimetlerini kendi lehine kullananlar atı alıp Üsküdar’ı geçiyor. 

Kültürel ve bilimsel etkileşimin olduğu dünyamızda artık insanların birbirlerine daha yakın olmasından dolayı dil etkileşimlerinin de olması kaçınılmazdır. Genelde tercih edilen dilin İngilizce olması yeryüzünün bir ucundan diğer bir ucundaki bireylerin iletişim ver her türlü alışverişini kolaylaştırır. Her ne kadar üstünkörü bakıldığında su sığ görünse de aslında göründüğünden daha derin olduğu bilinir. Nitekim bahsettiğimiz gibi küresel anlamda bir dilin kullanımının artması özellikle henüz gelişme aşamasında olan ülkelerde bilgi kirliliğini, kültürel yozlaşmayı ve kendi diline sahip çıkamamayı beraberinde getirir. Bu da kendi bilimini, tarihini, edebiyatını, sanatını ve zanaatını yavaş yavaş yok eder. Misalen, Türkiye’deki durumumuz gelişmiş olan diğer ülkelerle kıyaslandığında acınası hale gelmiş, modernleşme sandığımız şeyler bizleri mağaraların daha da karanlık iç kısmı gibi evlerimizin bir köşesine, ellerimizdeki telefonlarla çekmiştir. Sanatsal eserlerimiz özgünlük temsilimiz, tarihimiz gururumuz, dini eserlerimiz saygınlık ve hoşgörümüz, mühendisliğimiz  insanlığa alın akı örneğimiz, tıbbi çalışmalarımız şifa vesilesi olup yüzyıllar önce yazılmasına ve hâlâ dünyanın dört bir yanında okutulmasına rağmen bırakın kalıcı ve kaliteli bir eser çıkarmayı ülkenin yıllık kitap okuma ortalaması ile tüm ülke bir kütüphane kitap seviyesine ancak ulaşır ki ülkemizde yaklaşık 34 bin resmi kütüphane bulunuyorken. Velhasılı kişinin başta kendisi sonrasında ise ülkesinin menfaatini gözetlemesi için tüm değerlerine sahip çıkma sorumluluğunu taşıması gerekir. Bu da öncelikle anne baba eğitiminin ilk parçası olan diline ve dilin öğrenimine sahip çıkmakla başlar diyebiliriz.

 

 

  • Ne idi, Ne oldu?

            Türkler, İslamiyet öncesi tarihi boyunca savaşlarla iç içeyken göçebe hayatını devam ettirmişlerdir. Diğer dillerle etkileşimi az olmuş kendi dilleri kelime hazinesi bakımından zayıf kalmıştır. Böyle bir durumda bile edebiyata önem vermiş; şiirler, biyografiler, destanlar ve dahi nice eserler nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılmış, geçmiş unutulmamış, geleceğe yol çizilmiştir. Hali hazırda edebiyat ve tarihine bu denli bağlı olan Türk milleti İslamiyet ile tanıştıktan sonra her türlü değerine İslam yaşantısını katmış , buna da eski alışkanlığını koruyarak ürettiklerine sahip çıkmıştır. İslam’ın her cihetinden etkilenen Türklerin dili bu yaşananlardan da nasibini almış olacak ki o dönemlerden bu zamana kadar Arapçanın aklınıza gelebilecek her alanda işlenmesi vuku bulmuştur. Eğitim almak için can attığımız nice üniversitelerin ilim dallarının kökünü, bu dilleri kullanan insanlar oluşturmuş, Müslüman gayrimüslim fark etmeksizin bünyesinde Arapça, Farsça ve Türkçeyi  kullanan bilim insanları, sanatkarlar yetiştirmiştir. İşin garip tarafı özellikle Selçuklu sonrasında Osmanlı başta olmak üzere Müslümanların yaşadığı topraklar genişlemiş, sayıları artmış dolayısı ile bu dilleri kullanan kimseler de artmıştır. Ancak sömürge ve sanayi devriminin büyümesine kadar ne bahsettiğimiz diller ne de oluşturduğu kültür yozlaşmamış, bilakis gelişmiş ve daha da kıymetli hale bürünmüştür. Fakat şu bir gerçek ki bir binayı inşa etmek zor olduğu gibi onu yıkmak kolaydır. Savaşın, ilmin ve sosyal ilişkilerin hiçbir alanında zayıf düşmeyen bizler özellikle eğitimde zayıflatılarak yıkılmaz kalemizin duvarını çağdaş sandığımız nice milletin hazır yiyiciliği ile top ateşine maruz bırakmışızdır.

 

  • Yapılması gereken

            Ne kadar geçmişimiz ve dilimize olan bağlarımız zayıflamış olsa da tamamen kopmuş değildir. Osmanlıcadan şu ana kadar kullanıp dilimize resmen yerleşmiş olan Arapça sözcükler dili bozmaz aksine doğru kullanımı dile zenginlik katar. Sadece dil kullanımı değil; tarihi, edebi, kadim matematik eserleri tespiti ve araştırmaları için ya da genel kültürün gelişimi ve gün içerisinde kullanılan kelime çeşitliliğini artırmak için özellikle kişinin kendi dilini tam anlamıyla anlamaya çalışması için kendi dilinin yanında müessir olduğu dili de öğrenmesi gerekmektedir. Zira dil öğrenimi sadece sözcüklerin ve gramerin fehmedilmesi değil aynı zamanda dilin sahibinin kültürünü, hayata ve mantığa bakış açısının farkındalığını da sağlar.

Batı dillerini kullananların entelektüel sayıldığı veya sanıldığı ülkemizde asıl mütefekkirlerin çoğunun bilimin felsefesinin çiçek açtığı dil olan Arapçaya hakim olduğu görülür.

Birleşmiş Milletlerce kabul görülmüş 6 büyük dilden biri olan Arapça 1.5 milyon gibi geniş kelime hazinesine ve daha da türetilebilmesi mümkün gramer yapısı ile bünyesinde nice eserlere dil sahipliği yapma potansiyeli barındırır. Kadim düzeninden beri sağlam inşa edilmiş eğitim metoduyla Arapça’nın 1000 yıl önceki öğretim sistemi hâlâ en iyi metot olma özelliğini koruyup tozlu raflara kaldırılmış değildir. Böylece geçmişe de sahip çıkmanın etkisi öğrenen üzerine tesir ederek neredeyse ulaşılabilecek her materyal aynı zamanda istifade edilmesi mümkün olandır. Dili hakkıyla öğrenen niceleri geçmişten günümüze tecrübe etmiş ve hâlâ etmektedir ki Arapça ile Türkçenin arasındaki sözcük ve gramer bağı birbirini destekler, sağlam bir çatı oluşturur. Üniversiteye hazırlanan öğrenciler arasında hangi alanı seçerse seçsin hem Türkçe dil bilgisi hem de Arapça dil bilgisine hakim olarak sınava hazırlanan ile sadece Türkçe dil bilgisi üzerinde çalışarak sınava hazırlanan iki öğrencinin bilgi derinliği üstünlük, değil kıyaslanamaz haldedir. Standart klişelerden ve ezber anlatımdan çıkmış olan Arapça öğreneni, aynı dil ailesinden olmayan ancak birbirinden azımsanmayacak kadar etkilenen bu iki dilde derinlik sahibi olmuştur. Yalnızca dil bilgisi ve gramer öğrenimine değil yeni bir lisan öğrenimi konusunda zihni adeta kapalı hazine sandığının açılması gibi açılmış olup peşi sıra gelen eğitimlere çok daha geniş bir pencereden baktığı izlenimlerden tutulan istatistiklerle sabittir.

 

  • Netice

 

            En nihayetinde köklü yapısını, kültürünü, eğitimini ve derinliğini korumuş olup Türkçeye en çok müesser dil olan Arapça alanında uzman ve küresel olarak -native- terimiyle bilinen dilin sahibi eğitmenler tarafından teknolojinin nimetleri kullanılarak 7’den 70’e kalitesi ispatlanmış bir şekilde öğretilmektedir. Ancak bahsettiğimiz öğretme ne duymaya alışkın olduğumuz ezber metoduyla ne de sadece mantığa dayalı aktarım yolu ile değildir. Eğitmenler hazırladığı ders materyalleri ve tecrübelerinin getirisi olan birebir öğrenci takibi ile öğrenciyi Arapçaya hakim kılar. Böylelikle -özellikle Türkiye’de- her öğrencinin İngilizce gibi bilmesi gerekli olan Arapça müfid olarak yerleşir ki ilme, bilime, sanata ve tarihe faydaları, geçmişlerin açtığı patikaların izlenmesi ve de ondan ders çıkarılmasını mümkün kılar. Burada saydığımız ve de bireye şer’i ilimleri öğrenmesi ve derinleşmesi için sunduğu kolaylıklar gibi birçok saymadıklarımız Arapçayı öğrenmenin ne kadar önemli hatta araştırmacı, entelektüel, düşünür olmak isteyen bir birey için neredeyse vazgeçilmez olduğunu ispatlar. Tecrübe sahipleri bunları söyler. Tecrübe edenler etmeyenlere aktarır ve insanın merakını giderme konusundaki açlığını doyurmak için atılan bu büyük adımı atanlar öğrenme yolundaki bu patikayı herkesin geçip gidebileceği geniş bir yola çevirir.